Batı Felsefesinde Oyun (E.Ryall, W.Russell, M.MacLean)

 

Aşağıda okuyacağınız metin The Philosophy of Play  (Routeledge, 2013) kitabının giriş bölümünden seçilmiş parçaların çevirisidir. Orijinal metnin tamamını sayfanın sonunda bulabilirsiniz. 

 

Modern felsefi söylemde oyun üzerine yaptığı çığır açıcı çalışmasında Mihai Spariosu (1989), oyuna dair Batı felsefe yapma (philosophising) tarihinin Batı zihniyetinin tarihi ile birlikte ve bu tarihle ilişkili olarak anlaşılabileceğini ve Batı oyun felsefesi tarihinin, yerleşik değerlerin kriz dönemlerinde yaşanan kültürel paradigma kaymaları ile birlikte, rasyonel-öncesi (pre-rational) ve rasyonel kutuplar arasında gidip geldiğini savunur...

 

Arkaik, Sokrates-öncesi, rasyonel-öncesi Yunanistan'da oyun, insanları oyuncakları olarak kullanan şedit, öngörülemez tanrıların ayrıcalığıydı. Rasyonel-öncesinin temel oyun kavramı, doğa güçlerinin (veya tanrıların) şiddetli oyunu ve savaşın doğrudan rekabeti anlamındaki agon’dur… Rasyonel biçiminde rekabet, kuralları olan sembolik sporlar ve oyunlar aracılığıyla gerçekleşir. Agon ile yakından bağlantılı bir diğer kavram, Spariosu'nun şans-zorunluluk olarak adlandırdığı, bazen alea (Caillois 1961) veya kaos (Sutton-Smith 1997) olarak da anılan şeydir: kozmosun öngörülemezliği ve tanrıların ve/veya doğa güçlerinin kaprislerine karşı hayatta kalma mücadelesi. Rasyonel biçiminde bu, kurallara bağlı şans ve risk alma oyunlarına dönüşür. Hem agon hem de alea/kaos'ta, rasyonel-öncesi biçimlerde kazanan nihayetinde ‘güç’ olurken, rasyonel biçimler adalet ve adil oyun kavramları tarafından düzenlenir. Mimesis, rasyonel oyun söyleminde, bugün bizim performans ve yaşamın çeşitli sanat, edebiyat veya oyun biçimleri aracılığıyla temsili olarak bildiğimiz şeyi ifade eder. Spariosu, rasyonel-öncesi mimesisin hayatın temsilinden (representation) çok, ilahi güce bir çağrı veya oldurma faaliyeti anlamında, bir şeyi “var kılmaya” (presence) yönelik taklitçi bir performans olduğunu öne sürer… Spariosu'nun nihai oyun kavramı, özgürlük olarak oyundur. Rasyonel-öncesi haliyle bu kavram agon ve alea-kaos'taki sınırsız güçlerin oyunuyla bağlantılıdır: özgürlük duygusu, gücün sergilenmesiyle yakından ilgilidir. Rasyonel haliyle ise özgürlük bir yandan sosyal uzlaşımların sınırları içinde kalırken… bir yandan da günlük sorumluluklardan sıyrılma olarak görülür.

 

Batı düşüncesinin şafağı olarak görülen Antik Yunan ve erken dönem Roma ağırlıklı olarak rasyonel-öncesi iken, Helenistik Yunan ve Emperyal Roma büyük ölçüde rasyoneldi (Spariosu 1989). Örneğin, Platon'un rasyonel epistemolojisi, oyunu… öğrenmeye giden bir yol olarak görür… Bu, ‘mış gibi’nin (‘as if’) rasyonalizasyondur…

 

Benzer fikirler Akıl Çağı'nın sonlarına doğru ve Alman İdealizmi döneminde yeniden ortaya çıkar. Kant’a göre metafizikçilerin rekabetçi ‘agon’undaki anlamıyla “bayağı oyun”un titizlik gerektiren ciddi felsefede yeri yoktur... [Kant’ın tutumu] daha yüksek düzeydeki faaliyetleri amaçlayan belirli bir oyun biçimini ihtiyatlı bir şekilde onaylamaktır...

 

Schiller (2006), oyun ve estetik arasındaki ilişki üzerine Kant'ın fikirlerini geliştirir ve “oyun dürtüsü” olarak adlandırdığı şeyin, doğal, fiziksel dürtüler ile mantık arasında… aracılık edebileceğini öne sürer. Bu, yine, hem “mış gibi” hem de mimesis oyun biçimlerinin rasyonalizasyonudur ve Kant'ın orijinal fikirlerini bilişselin ötesine, duyusal ve pratik alana genişletmesine rağmen, burada egemen olan yine akıldır… Rasyonel oyun biçimleri yüceltilmeli, rasyonel-öncesi biçimler ise bayağı oyun olarak görülmelidir. Bu, bugün yüksek ve düşük (hatta yetişkin ve çocuk) kültür(ü) kavramlarında hala varlığını sürdürdüğü iddia edilebilecek, sınıfa dayalı bir temadır.

 

Nasıl ki Platon, Kant ve Schiller oyunun rasyonelleştirilmesinin örneklerini oluşturuyorlarsa, Nietzsche de oyun ve güç üzerine rasyonel-öncesi felsefe yapımına dönüş için paradigmatik bir temel sunabilir. Nietzsche için dünya oyundadır ve bu ilahi oyun, dünyanın güçleri ile Güç İstenci arasındaki kaotik, keyfi, agonistik ve şiddetli oyunudur. [Nietzsche] Kant ve Schiller'in estetik perspektifini korur ancak onu orijinal anlamına, güzellikten ziyade (düşüncenin zıttı olarak) duyumlara geri döndürür ve böylece "Platoncu-Kantçı metafizik değerler hiyerarşisini tersine çevirir: duyuların ve hayal gücünün oyunu, anlayış ve aklın oyununa göre öncelik kazanır” (Spariosu 1989: 75).

 

Çeviri: Eray Sarıot (Ludozofi)

 

 

Download
The Philosophy of Play Introduction.pdf
Adobe Acrobat Document 114.9 KB